08.10.2021
Gözlerini açtığında ilk tavandaki lekeleri fark etti. Her geçen gün büyüyen, yayılan, hatta gittikçe kararan kara lekeler. Birşey yapmak gerek diye geçirdi içinden. Usta çağırmak lazım. Erteledikleri işler geldi aklına, gittikçe büyüyen, üst üste yığılan işler. Buna alışmıştı artık. Yapması gerekenleri bilerek ve isteyerek inadına yapmıyordu Osman.
Bu düşünceler aklında dönerken o tanıdık his vücudunu sinsice kavramaya başladı. Önce omuzlarından başladı onu yatağa iyice gömen baskı, ve şimdi parmak uçlarına kadar yayılıyordu. O kocaman fil oturmuştu yine üstüne, uyuşmanın en üst noktasını yaşadı. Garip bir zevk hissediyordu.. Bu sayede kafasındaki seslerden uzaklaşabiliyordu. Hep burada kalmayı dileyerek gözlerini kapadı ki kapı zilinin ısrarla çalan sesini duydu.
Bir anda yataktan kalktı koşarak kapı otomatına koştu. ‘Beş dakikaya geliyorum sakın gitme bir yere’ diye seslendi. Bir sıçrayışta dolabından kot pantolonunu aldı, siyah tişörtünü üzerine geçirdi, en sevdiği saç wax ını cebine attı ve deri ceketini portmantodan çekerek bir koşu merdivenleri indi.
Hacer kollarını kavuşturmuş, dudaklarını büzmüş, bacaklarını sinirden sallaya sallaya sigarasını içiyordu. Allah bilir zilin sesine uyandı yine, ben bu çocuğa daha ne kadar annelik yapacağım diye söylenmeye başladı. Kuaföre başladığı ilk gün hoşlanmıştı aslında Osman’dan Hacer. Başkasının iyiliğini rahatlığını en ince ayrıntısına kadar düşünmesini severdim Osmanın. Kuaförde kimin keyfi kaçık kim yorgun kim dertli anlardı. Ne yapar eder keyfini yerine getirirdi herkesin. Hacer öyle etkilenmişti ki bu adamın şefkatinden, evlenmeye bir türlü gönlünün varamadığı nişanlısından yıllar sonra kendi ayrılmıştı. O akşam Osmana kendi teklif etmişti iş çıkışı bir şeyler yemeyi. Eh sonunun ne olacağını bile bile evine giden de kendisiydi, o kadar sene nişanlısından sakladığı bekaretini kendi teslim etmişti Osmana. Kocaman güçlü kollarının arasında ne kadar mutluydu. Ama onu tanıdıkça asıl bakılmaya muhtaç olanın kendisinin değil Osman olduğunu anlamıştı. Osman Hacerin kurtarıcı içgüdüsünü öylesine kaşıyordu ki, bu çocuk ne yer ne içer diye düşünmekten geceleri uyuyamadığı oluyordu. Artık aralarındaki hissin aşk olduğundan bile emin değildi Hacer. Garip bir annelik içgüdüsüne dönüşmüştü ona olan ilgisi. Başka türlü her sabah alır mıydı kapısından bu çocuğu?
Osman, Hacer’i kendi kendine söylenirken buldu. Yine çok sinirlenmişti kesin. Hacer Osmanı kapıda gördüğü gibi bir daha ona bakmadan hızlı adımlarla yürümeye başladı, peşinden yetişeceğini biliyordu.
Osman: Günaydın güneşim yine çok enerjiksin. Ne oldum bakim iyimisin? Gece uyuyamadın mı yoksa gözlerinin altı yine kararmış. Ne oldu baban mı canını sıktı yine. Hadi anlat güzelim.
Hacer: Hayır Osman sen sıkıyorsun canımı. Benimle oynuyor musun yoksa hakkaten mi hiç birşey umurunda değil senin bu hayatta. Her sabah tam vaktinde evinin önüne geliyorum. Aşağıda beni bekleme zahmetine bile girmiyorsun, bir de üstüne bana zilini çaldırıyorsun. Annem geldi demiştin, kadını da uyandırdım. Biliyorsun ne kadar tanışmak istediğimi onunla.
Osman: Tanıştıracağım elbet güzelim, kadın o kadar yoldan geldi biraz zaman geçsin. Zaten zorla arattın beni bana gel bana bak diye evin halini gördükten sonra. Kadının yüreğine iniyormuş. Günlerdir ev topluyor yemek yapıyor, bana çok güzel bakıyor merak etme. Zamanı gelince konuyu açacağım ona da. Gel keyfini yerine getirelim bu sabah sana kuruvasan alayım çikolatalı. Bir de su dalgası yaparız dükkanda saçlarına, o kalın dalgalardan, müthiş olursun.
Hacer ağzınını kıvırarak hafifçe sırıttı, hala Osman’a bakmıyordu. Baksaydı yine onu kandırdığını görecekti alenen. Bu çocukta gerçek bir şeytan tüyü vardı. Asla kızamıyordu.
Dükkana girdiklerinde Osman kendini lavaboya attı. Yüzünü bile yıkamamıştı henüz. Cebinden wax’ını çıkardı ve simsiyah gür saçlarına dağıtmaya başladı. Parmaklarını her geçirdiğinde daha iyi şekil alıyordu. Saçlarını çok seviyordu Osman. Babasından yadigar gür ve kara saçları her ortamda onu öne çıkarırdı. Onlarsız ne yapardı? Yapması gerekenleri bilerek ve isteyerek inadına yapmıyordu…Aynadaki yansımasına bakarken ellerinin uyuştuğunu hissetti. O his tekrar geliyordu. Onu buradan alıp götüren uyuşma hissi bu sefer ayak parmaklarından başlamıştı. Gözleri kararır gibi oldu, lavabonun kenarına tutundu. Düşemezdi burada olmazdı. Uyuşmanın o dayanılmaz hissini tekrar duymaya başladı.Hep burada kalmayı dileyerek gözlerini kapadı. Tam da o anda o tanıdık sesin kuaför dükkanına girdiğini duydu.
Suat hanım: Hoşbulduk evladım hoşbulduk… Sağolasın yavrum Osman geldi mi?
Gelen Suat hanımdı. Saat tam on olmalıydı. Ne on dakika fazla ne erken. Tam olarak onda gelirdi Suat hanım her çarşamba. En güzel kıyafetlerini giyinip apartmanından ağır adımlarla çıkardı. Sokakta salına salına yavaşça gelir her esnafa mutlaka selamını verirdi. Bu semtin ve hatta bu şehrin en eskilerindendi Suat hanım. Osman silkelendi ve bir hışımla saçını bitirdi. Ellerini yıkadı ve havluyu havada savurarak elini silerken tuvaletin kapısından dışarı sıçradı.
Osman: Aman efendim hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz. Nasılsınız iyisiniz inşallah.
Cevap vermesine gerek bile yoktu. Sırtında tilki kürk şalıyla gelmişti yine. Demek ki akşam balkonda kağıt oynanmıştı. Geç saatlere kadar sürmüş olmalı ki o balkonunun meşhur cereyanını yemişti boynuna. Göz kalemini titrek çekmiş, fazlasıyla uzun bırakmıştı. Belliki sabah kardeşi Şerif hanım aramış, dakikalarca dedikodu yapıp sinirlerini oynatmıştı. Başının üzerinde altın bir taç gibi duran o bir tutam renklendirilmiş saçları diken diken olmuş. Ah kedileri Nimet yine krem rengi koltuklarını toz yapmış ki sabah sabah silmeye kalkmıştı kesin. Ah be Suat hanımcığım yine en huysuz halinle bana gelmişsin. Hadi seni bir pamuk edeyim diye düşündü Osman. En iyi olduğu işti bu. Herkesin halinden öyle iyi anlardıki.
Suat hanım: Ah Osmancığım boynum tutuldu yine. Zor geldim buraya.
Osman: Volkan! Temiz bir havlu ısıt oğlum fönle, hemen Suat hanıma getir! Buyrun Suat hanımcım, şuraya oturun. Ne içersiniz?
Suat hanım: Bitki çayı ver evladım, dün akşam balkonda oturduk çok çay içtim, çarpıntıdan uyuyamadım.
Osman: Hacer! Suat hanıma bir ıhlamur kaynat, iyice demle azıcık soğuyunca içine iki tane ince limon dilimi at. Soğuk aldıysanız dün akşam boğazlarınıza iyi gelir.
Suat hanım: Sağol Osmancım yaşa. Ne yapacağız şu saçlarıma. Baksana diken diken, Şerif hanım dün akşam kafamı şişirdi, üstüne de sabah gitmek bilmedi. Nimet de akşam balkondan almış tozları evin içi ayak izi dolu. Bütün hey heylerim üzerimde bu sabah.
Ooo Şerif hanım hem de yatıya gelmiş dün akşam. Bu hasarı biz nasıl toparlayacağız bakalım.
Osman: Ben şimdi saçlarınızı güzelce yıkar bakım yaparım. Uçlarını yumuşatırız ondan sonra hafif yandan güzelce tararım. Krepeyi de arkalara atarız sadece. Şahane olur hiç merak etmeyin. Bu kesim stili bizi uzun süre götürecek. Heh Hacer getirdin mi çayı.
Suat hanım: Sağol Hacer evladım, ojelerimi de silsen benim vaktin varsa. Otuz beş numara mı sürsek bugün?
Hacer: Hemen efendim, vaktim var merak etmeyin.
Osman: Suat hanım siz kahvaltı da etmemişsinizdir. Volkan! Nerde bizim havlu, hadi bir koşu simit peynir al pastaneden, buzdolabında domates salatalık olacak onları da kes güzelce getir.
Suat hanım: Aman evladım peynir tuzlu olmasın, tansiyonum fırlar bugün yine bak tık tık çarpıntım var.
Osman: Volkan! Lor peyniri al dolaptan.
Suat hanım: Hay sen çok yaşa Osmancım. Hacer kızım krem sürerken biraz ovalarsın dimi ellerimi.
Hacer: Tabii ovalarım efendim.
….
Hava kararırken son müşteriyi de güler yüzüyle uğurluyordu Osman. Arkasını döndüğünde eli belinde sinirli bir Hacer ona bakıyordu.
Hacer: Şimdi mutfaktan çıktım, inanamıyorum sana Osman öğle yemeğine dokunmamışsın bile. Bende kabahat sana yemek taşıyorum hergün. Bari söyle yemeklerimi beğenmediğini, ben de boşuna yormiyim kendimi.
Osman: Canımın içi senden güzel yemek yapan biri yokki hayatımda, bir anam bir sen biliyorsun. Koşturmaktan anlamadım ki, sen de gördün bugün yine kaç röfle randevusu vardı. Güzel gözlüm benim kızma bana olur mu, yarın söz yiyeceğim. Buzdolabına koy sen.Hadi annenler kızacak yine yemeğe geç kaldın diye. Ver yerleri ben silerim.
Hacer: E peki yine evime gelme diyorsun yani. Günlerdir ekiyorsun beni, sabah 5 dakika beraber yürüyoruz da seni yalnız görebiliyorum.
Osman: Ne ekmesi hayatım, annemi şaşırtmayalım şimdi habersiz. Kadın seninle tanışınca yemekler yapmak ister.
Hacer yine kendi kendine söylenerek aceleyle çıktı kuaförden. Osman nihayet yalnız kalmıştı. Kendi düşünceleriyle baş başa bir şarkı mırıldanarak yerleri süpürdü. Yine en huzurlu anına geri dönmüştü.
Osman evinin kapısını açarken anahtar kilide takıldı yine. Bu kilidi haftalardır değiştirecekti sözde. Sonunda anahtarım içeride kalacak o olacak diye söylendi kendine. Yapması gerekenleri bilerek ve isteyerek inadına yapmıyordu Osman. Eve girdiğinde o keskin rutubet kokusunu hemen duydu yine. Bu sefer atılmamış çöp kokusuyla karışmıştı sanki. Üstünden geçtiği eski kıyafetleri elinin ucuyla topladı, evin köşesindeki kirli sepetine fırlattı. Dağ gibi büyümüş çamaşırlar mukavemet kazanamayıp devrildi. Kendini zar zor koltuğa attı, bacaklarını uzattı. Açlıktan karnı kazınıyordu. Bugün yine sabahki kuruvasanla durmuştu. Dolaba gitme zahmetini bile göstermedi. Kesin tam takırdı. En son ne zaman alışverişe gittiğini hatırlamıyordu. Alışverişe gitse ne olacaktı ki. Yıkanmayan bulaşıkların dağ gibi olduğu mutfakta yemek yapacak bir yer mi kalmıştı. Yapması gerekenleri bilerek ve isteyerek inadına yapmıyordu. Telefonu eline aldı köşedeki tostçuyu çevirdi. Ne istediğini zaten biliyorlardı. Selamlar verildi, hatırlar soruldu. Siparişi birazdan yola çıkardı. Acaba sucuklu tost ile kaç gün daha geçirebilirdi? Telefonu yerine koyarken telesekreter ışığının yanıp söndüğünü gördü. İç geçirdi, rutin haline gelmişti bu aramalar. Mesajın düğmesine koltuktan kalma zahmetini göstermeden uzanarak bastı. Dinlemeye başladı.
Dr. Hamdi Güner: Osman bey merhabalar. Ben Dr. Hamdi Güner. Asistanım sizi defalarca arayıp ulaşamayınca bu sefer ben şahsen aramak istedim. Kemoterapi randevunuza yine gelmemişsiniz. Bu tedaviye bir an önce başlamamız gerekiyor. Size defalarca söylediğim gibi hastalığın 3. Safhasındasınız ama tamamen umutsuz değilsiniz. Ne kadar önce başlarsak bu tedaviye o kadar çabuk cevap verecektir. Size şahsi numaramı veriyorum, istediğiniz zaman buradan beni arayabilirsiniz. Hem….
Ses giderek uzaklaşıyordu. Ağırlık bu sefer başından başlamıştı. Aşağı doğru iniyordu. Ses uğultu haline gelecek kadar silikleşmişti. Daha fazla duyamazdı, bir önemi yoktu. Uyuşma tüm vücudunu kaplamıştı. Kendini bıraktı. Yapması gerekenleri bilerek ve isteyerek inadına yapmıyordu. Hep burada kalmayı dileyerek gözlerini kapadı.


