Posted on

Ey Mimar, Bugün Ekoloji İçin Ne Yaptın?

by LeCorbusier

Bu ay mimarlıkta yenilik, yenilikçilik konularına değinmek istiyorum. Yüzyılın modernistleri olarak yeniden yana olmamız, hatta yeniyi üretmemiz kaçınılmazdı. Ancak yapı yapmak gibi hantal bir eylemin öznelerinden biri olmak ile yenilikçilik kaçınılmaz olarak sayısız ironiyi barındırır. Bu ay modernistlerin ironisinden çok bugünün gözde kavramı “ekolojik tasarım” kavramı üzerinden bu konuyu deşmek istiyorum.

Her zaman olduğu gibi, mimarlar yine toplumun değişimlerini geriden takip ediyorlar. Kendilerini “toplumun öncüleri” olarak gören yapı tasarımcıları bu geri kalma halini kabul etmemekte direniyor, etraftan çabucak kotarılmış fikirler ve slogan cümleler ile bu eksikliklerini bertaraf, vicdanlarını da ferah tutmak istiyorlar. 80’leri ve 90’ları, çoğu zaman bir incir çekirdeğini bile doldurmayan tartışmalarla geçiren mimarlık camiası, 2000’ler ile bir anda kendini ekolojik tasarım işinin tam da göbeğinde buldu. Yeşil çatılar, fotovoltaik sistemler, LEED sertifikası, akıllı ev sistemleri, karbon emisyonu derken tasarımcılar proje için harcadıkları sürenin kat be kat fazlasını bir danışmanlar ordusu ile toplantıya harcamaya başladılar. Pek çok mimar, 10 sene önce olsa, benzer bir durumda ofisinden yaka paça kovacağı adamın elinde kalem, projesine ekolojik tashih vermesine ses çıkarmadı. Hatta hoşuna bile gitti, ne de olsa tasarımı günümüzün mega-trendi “ekoloji” tarafından test edilip onaylanıyordu; bu akşam rahatça uyuyabilirdi.

İşte temel mesele de burada, çoğunluk mimar için “ekoloji” bir trendden ibaret. Tabii ki iş söze geldiğinde, mimarlık tayfası en beylik sözleri söylemekten çekinmiyor fakat parlak cümlelerin altındaki ekoloji, tasarımcının binasına taktığı aksesuarlardan ibaret. Kendi tasarımını kabul ettirmek için bir araç, fakat yapısal gramerine hakim olmadığı, olmak da istemediği bu ekolojik aygıtların, okuldan ve hayattan öğrendiği tasarım sürecine kesinlikle müdahale etmesine izin vermiyor; tasarımını yapıyor, sonrasında da üzerine danışmanı ile birlikte eko-ekleri takıyor. Ek olması mimarın da parayı veren işverenin de işine geliyor aslında, herhangi bir bütçe kesintisinde ilk feda edilecekler çatının üzerindeki fotovoltaik paneller; çatının malzemesi ve çatının kendisi değil. Bu da mimarı ikili şekilde koruyor: Bütçeye karşı intihar komandosu olarak sürdüğü eko-ekler, kabul edildiği zaman da tasarımcıyı “dünya ve toplum meselelerine duyarlı” hale getiriyor. Ekolojik tasarım ve sürdürülebilirlik sağolsun artık hepimizin mimarlığın “BONO”larıyız, bu akşam evimizde rahat bir uyku çekebiliriz.

Aksesuar faydasının yanısıra, ekoloji tasarımcı için tam da aradığı “kılıf” olabilir, hele işlevselliğin artık gardı iyice düşmüşken… Modern mimarlık, işlevselcilikten iyi ekmek yedi; aynı ihtiyaç programına iki farklı tasarımcının bambaşka öneriler getirebilmesi, onu bırakın etrafta modernizmin babalarından Mies’in işlevden bağımsız planları dolaşırken, tasarımcılar “nasıl olsa işveren bunları bilmez, araştırmaz” diye düşündüğünden, işlev ya da teknik adıyla plan şeması mimarların en saçma sapan isteklerine bile kılıf oldu. “Niye böyle?” sorusunun cevabı olarak “İşlev gerektirdi” demek çoğu zaman “Ben yaptım, oldu” demekten daha iyi bir bahane olduğundan, tercih edildi. Bu hardcore modernizmin bitmesi ise, sanıldığı gibi Pruitt-İgoe kompleksinin yıkılması ile bağıntılı değildir; bilmediğimiz bir tarihte bilinmeyen bir müşteri, mimarın kaprislerinden sıkılıp eline kalemi aldığında aslında bu akım sona ermişti. O gün, işveren şunu farketmişti; başka çözümler de mümkündü ve sanırım mimarı onu kazıklıyordu.

İşte ekoloji tam da mimarların artık dayanağı kalmadığı bir dönemde hızır gibi geldi. “Niye böyle?” sorusuna “Doğa Ana böyle istiyor” demek, hazır toplumsal rüzgarlar yelkenleri de şişirirken mimarların işine gelmekte. Uygulama pratiği ile ilgilenmeyenler de bu trendi dikkatle takip ediyorlar, “şartlar olgunlaştığında” genç mimarlık adaylarını iktidarsızlaştıracak kitapları için notlarını hazırlamakla meşgul bu insanlar; onlar yeni ekolojik düzenin Neufertleri hatta Reinhard Gieselmann’ları* olacaklar. Okullarda kitapları okutulacak, sağdan soldan aparttıkları bilgiyi tanımlayarak aslında kendi iktidarlarını da tanımlamış olacaklar.

Le Corbusier

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s